Advert Advert
Advert Advert
Advert
Ayşe Nilüfer Yılmaz Atay

7. KOĞUŞTAKİ MUCİZE ve İDAM CEZASI

   Merhaba. Bugün, gişede reyting rekorları kıran dram filmi “7.Koğuştaki Mucize” çerçevesinde TR’ de idam cezasının kaldırılmasının yerindeliğinden bahsedeceğim. Bir avukat olarak söylüyorum ki haksızlığın küçüğü büyüğü olmaz. Haksızlık haksızlıktır. Salt haksızlık ve bu durumun insanda bıraktığı derin gerçekçi izler vardır. Öncelikle film yorumum geliyor. Bizim şimdilerde gişede izlediğimiz yapım, işin orijinal versiyonu değil. Özetle; bir uyarlama film seyredeceksiniz. Güney Kore’ den devşirilmiş. Bu tarz işlerin kendi geçmişimizle harmanlanabilmiş olması, eğreti durmaması ve uyarlama olduğu söylenmezse anlaşılmaması başarılı bir eser ortaya konulduğunun başlıca emareleri. Teknik kısmını sinema yorumcuları inceleyerek zaten konuşacaktır. Ben daha çok filmin verdiği mesajlarla ilgileniyorum. İzlediğim dizilerin, belgesellerin, filmlerin içinden başlıca kelimeler listesi oluşturup zihnime yerleştiren biriyim. 7. Koğuştaki Mucize’ nin başlıca kelimeler listesini de yaptım. “Asker, öğretmen, cezaevi personeli, adalet, hükümlü, çocuk, aile, yaşam, ölüm, acı, neşe, saflık, mücadele” şeklinde tamamlıyorum bu listemi. Başlıca kelimelerin belirttiklerim olduğu düşünüldüğü taktirde; filmin kazanımlarının önemi kendiliğinden ortaya çıkıyor. Ben filme iki kız arkadaşımla beraber gittim. Arkadaşlardan biri psikolog. Biri hukukçu. Biri de ben işte. Üçümüz de filmin sonunda salya sümük birbirine karışmış halde tuvalete zor attık kendimizi. Arkadaşımın film için yaptığı yorumu sizlerle paylaşmak isterim: “Normalde rahat ağlayan biri değilim. Bu film, içimdeki tüm hüznü akıtmama yardımcı oldu.” Bana gelecek olursak ben kendimi gece bile zor toparladım. Bazı şeyler düğüm oluyor boğazınızda. Hatta filmi izlediğimin gecesi erkenden uyumaya çalıştım. Utanmasam haykıra haykıra ağlardım seansta. Utandım. Ağlamaktan neden utanırsa insan? Neyse. Ertesi günlerde filme tüm aile bireylerimin de gitmesini sağladım. İyi olan bütün yapımları desteklemek gerektiğine inanıyorum. Engelinden dolayı veya çocukluğundan veya yaşlılığından dolayı ifade güçlüğü yaşayanların dili, gözü, kısaca bütün bedeni olmak yükümlülüğü-vebali hepimiz üzerinde var. Günbegün tüm insanlık için çabalamak zorundayız. Film işte bu duyguları vücudunuza aşılıyor. En mühimi de; “değiştirebileceğim şeyler için yeteri kadar tasarrufta bulunuyor muyum, olumlama yapıyor muyum” diye kendini sorgulatıyor sana. Çocukluğumuzun karakteri Heidi filmde karşımıza çıktı. “Heidili çanta” etrafında gelişen dramatik bir hikaye işte aslında. Basit bir öykü. Ama bir o kadar da vurucu. Küçük bir kızın tüm hayallerini gerçekleştirmek için uğraşan engelli bir baba. Bir sabır timsali yaşlı babaanne. Görev bilinci olan ve olmayan devlet personeli. İyiliğin bir koğuşta dalga dalga yayılımı ve kokuşmuş yargı sistemi… Günümüz koşullarında, TR’de adalet sistemi filmin geçtiği dönem olan seksenlerden çok da farklı sayılmaz. Aslında geçen yaklaşık 30-40 yıllık dönemde iyisiyle kötüsüyle güzel yol alındığını düşünüyordum. Bir ivme vardı en azından benim nazarımda. Ancak yaşadığımız, 15 Temmuz kanlı darbe girişimi süreci ve özellikle yargılamalardaki “peşin hükümlülük” sisteme olan inancımızı yerle yeksan etti diyebiliriz. 30-40 sene gerisingeriye dönüldü. Süreç için “ah keşke olmasaydı” demekten hiç bıkmayacağım. Rabbim bu memlekete bir daha böyle acılar göstermesin diye dua etmek… Adalet, özgür düşünce, farklılıklara saygı, engelli hakları, hasta hakları, kadın hakları, çocuk hakları için elimizden geldiğince çalışmaktan başka yol yok. “İdam idam” diye haykıranların bu filmi izledikten sonra yaklaşımlarında değişim olabileceğine kalpten inanıyorum. Çünkü anlatmak istediğim şey şu: Filmde açıkça ortaya konan hukukun işleyişindeki noksanlıkların insanların hayatını karartabileceği gerçeği. Yanlış kanaatle verilen idam cezalarının telafisinin olmadığı. Veyahut doğru kanaatle verilen bir karar da olabilir. Ancak; “Ölüm paklıktır” derdi rahmetli nenem… Yine filmde göreceğiniz üzere idam cezasıyla(!) paklanan bir hükümlü (öz kızının katili bir baba). Neyse ki 2004’ ten beri yasalarımızda idam cezası yok. Yaklaşık 15 senedir yok. Olmaması anlattıklarımdan dolayı isabetli. Çünkü bizim terazi maalesef ki şaşıyor. Disiplin bilincimiz eksik. Hakim- savcıların yürütme erki karşısında acziyetine çoğu hadiseyle halen şahit oluyoruz. İdam cezası yerine “müebbet-ağırlaştırılmış müebbet” ikamesi hukuken çok daha verimli yaklaşımlardır diyerek yazımı sonlandırıyorum efendim. Film ekibinin eline emeğine, terine, yüreğine, fikrine, sözüne sağlık. Siz de biletinizi alın filmi kaçırmayın. Bir sonraki yazımda buluşmak üzere. Ayşe Nilüfer YILMAZ ATAY

Demokrat Tv:
Yorumlar
Adınız :
Yorumunuz :
Güvenlik : Captcha
Değiştir  
Toplam 0 yorum.
Diğer Ayşe Nilüfer Yılmaz Atay yazıları
Advert
Dolar
DOLAR
7.8233 TL 7.7921 TL
Euro
EURO
9.3296 TL 9.2923 TL
Anket
Cumhurbaşkanı adayınız kim?
Recep Tayyip Erdoğan
Ekrem İmamoğlu
Mansur Yavaş
Muharrem İnce
Sinan Ogan
Kemal Kılıçdaroğlu

TARİH 29.11.2020 SAAT 12:57:46
Demokrat TV Tarafsız İlkeli Doğru Haber. Gücü Tarafsızlığında Demokrat TV