Advert Advert
Advert Advert
Advert

İlber Ortaylı daha ne yazsın... Bu utanç tüm iktidarların

Hürriyet gazetesi yazarı Prof. Dr. İlber Ortaylı bugünkü köşesinde, "Sakarya zaferi" başlıklı dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.
İlber Ortaylı daha ne yazsın... Bu utanç tüm iktidarların

Hürriyet gazetesi yazarı Prof. Dr. İlber Ortaylı bugünkü köşesinde, "Sakarya zaferi" başlıklı dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Sakarya Meydan Muharebesi'nden ve 30 Ağustos Zafer Bayramı'ndan söz eden Ortaylı, gelecek sene 100. yıl kutlamaları için önemli uyarılarda bulundu. Ortaylı, "Sakarya Muharebesi’yle Türkiye Büyük Millet Hükümeti, tanınan ve ön planda tutulan, önerilerinden ve stratejik planlamalarından çekinilen orduya sahip bir kuvvet olarak görüldü. Bu, 30 Ağustos için kaçınılmaz, dinamik bir dönemi başlattı. Gelecek sene 100. yıl kutlamaları ve anmaları olacak, ancak bu iki zaferin nutuklarla ve resmi geçitlerle kutlanması fazla bir şey ifade etmeyecektir. Evvela savaşın kalıntılarının tespiti ve restorasyonu yapılmalıdır. Gerekli toplantıların sağlanması ve medyadaki programların hazırlığına girişilmesi için vakit kaybedilmemelidir" dedi.

Yazar Selim Erdoğan'ın "Sakarya" kitabını da değerlendiren Ortaylı, Sakarya Meydan Muharebesi'nin topraklarında yaşanan utancı aktardı. Söz konusu utanç ise başta AKP olmak üzere tüm siyasi iktidarlara ait.

"Bugün Selim Erdoğan’ın tespit ettiği savunma mevzilerimiz ile şehit mezarlarımız taşocaklarının ve ihmalin elinde kalmıştır. Bunun, askeri mazisi parlak ve uygar bir memleket için utanç verici olduğunu söylemek zorundayız. Kaç zamandır bu konuya basında ve kamuoyunda işaret edilmesine rağmen kimsenin pek oralı olmadığı görülüyor. Acaba seneye 100. yıl anmaları yapılacağı zaman bu anmaların tertipleneceği Sakarya Şehitlikleri’ni yerinde bulabilecek miyiz?" diyen Ortaylı, 99 yıl önce bu savaşta canını vermiş kayıp kahramanların, toprak altında kefensiz yatanların ihmal edilmesine tepki gösterdi.

İlber Ortaylı'nın yazısı şu şekilde:

"Sakarya Muharebesi 22 gün, 22 gece sürecek, yani 23 Ağustos 1921’de başlayıp 13 Eylül 1921’de bitecektir. Sakarya Muharebesi’yle Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, tanınan ve ön planda tutulan, önerilerinden ve stratejik planlamalarından çekinilen orduya sahip bir kuvvet olarak görüldü. Bu, 30 Ağustos için kaçınılmaz, dinamik bir dönemi başlattı.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin iç isyanları bastırdığı ve mahalli direnişe halk kuvvetlerini de kattığı dönem 1920’de bitmiştir. Bu dönemin en düzenli ve etkili direnişinin, Hatay Dörtyol’da başlayıp Maraş, Antep ve Urfa’da doruğa ulaşan savunmalar olduğu açıktır. 1920 yılının mayıs ayında Fransızlarla yapılan anlaşmayla güneydoğu cephesi teminat altına alınmıştır. Böylece ismi geçen savunma noktaları ve Sykes-Picot Anlaşması’nın Fransa’ya vaat ettiği, neredeyse Malatya’ya kadar olan bölge savaşın dışında kalacaktır. Fransa ile ilişkilerin sürdüğü bu dönem, 1921’de Sakarya Muharebesi sonunda Fransız dış politikasının kesin kararıyla artık karşılıklı tanımaya da dönüşecektir. Moskova ve Kars antlaşmalarıyla da Türkiye’nin doğusundaki sınır çizilmiştir.

Kütahya-Eskişehir muharebelerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ordularının Yunanlar karşısında etkin bir savunma gösteremediği açıktır. Bununla birlikte başta Anastasios Papulas olmak üzere Yunan ordu komutanları Anadolu içlerine ilerlemekten, yani yeniden iktidara dönen Kral Konstantin’in stratejisinden pek hoşnut değillerdi. Bunun realist olmadığı açıktır.

ROMA TAKTİĞİ UYGULANDI

Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları Başkomutanı Mustafa Kemal Paşa ve İcra Vekilleri Heyeti Başkanı (yani başbakan derecesinde sayılabilir) Fevzi Paşa, Batı Cephesi birliklerinin Yunan ordusuyla mesafe bırakarak Sakarya hattının doğusuna çekilmesi gibi bir strateji uygulamaya başladılar. Bu ilginçtir, ancak tarihte uygulanmamış değildir. Roma orduları karşısındaki Mitridat’ın sistemidir. Aynı stratejiyi Napolyon’a karşı Kutuzov da uygulamıştır ama orada çok daha geniş bir alan ve Fransa için yabancı bir iklim söz konusuydu. Buna rağmen cesurane atılımın Sakarya’da tuttuğu görülecektir. Ordular bütün Osmanlı tarihi boyunca en güçlü zamanlarda bile düzenli bir ricat yapamıyordu. Ricat bir müddet sonra bir bozguna dönüşmekteydi. Hünyadi Yanoş’a karşı da 1440’larda bu görüldü. Ordu ancak Varna’da toparlanabildi ve müdafaaya geçebildi. 1683 yılının eylülündeki Viyana bozgunu ise ricatin bozguna dönüşmesidir. İlk defadır ki ricatin Roma ordularındaki recedere (Lat., geri çekilme) tarzında düzenli bir yöntemle uygulandığı görülür.

Ordu Sakarya kavsinin doğusuna çekilir. Yunan ordusu hızlı bir ilerleyiş içindedir. Komuta Georgios Hacıanestis’in elindedir. Yunan işgal ordusunun elinde nakliyat, hücum ve savunma bakımından büyük avantajlar da vardı. Üstelik de İç Batı Anadolu’da belirli merkezlerde Helen yerel halkın desteği de söz konusudur. Yunan ordusu Birinci Dünya Savaşı’na katılan orduların aksine yorgun değildir. Savunma stratejisi her birliğin kendi savunmasından mesul olmasına dayanır. Yani her birlik sonuna kadar direnecektir fakat bu bir telef ve bozguna dönüşmeden çekilme gerçekleşmelidir. Mühim olan hattı, yani belirli bir savunma çizgisini değil, geniş bir sathı elde tutabilmektir. Bu çekilme yanında bilhassa Türk süvari kuvvetlerinin ani ve çevik manevraları karşı tarafı yıpratmaktadır. Savaş 22 gün, 22 gece sürecek, yani 23 Ağustos 1921’de başlayıp 13 Eylül 1921’de bitecektir.

DOKUZ GÜN YÜRÜDÜLER

Taarruz pozisyonu içinde Yunan birliklerinin dokuz gün Türklerle karşılaşmadan yürüdükleri görülüyor. Ne kadar ilginçtir, benzer bir stratejiyi Timur, Bayezid’e karşı uygulamıştır. Orta Anadolu’da dokuz gün boyunca mahalli desteğin belirttiğimiz gibi çok küçük parçalarda söz konusu olduğu ve nakliyatın üstünlüğüne rağmen iaşenin pek de kolay olamayacağı temmuz sıcağında Anadolu’yu düşündüğünüzde bunun ne kadar zor olduğu anlaşılacaktır. 14 Ağustos’ta ileri harekâta geçen Yunan ordusu ancak 25 Ağustos’tan itibaren Sakarya Nehri doğusundaki Türk kuvvetleriyle karşılaştı. Çal Dağı’nı ele geçirdiler. Bu, Ankara’ya en çok yaklaşan stratejik mevki demektir. Fakat Haymana’nın güneyindeki Mangal Dağı’nda aynı başarıyı gösteremediler. Bir müddet sonra da Çal Dağı düşecek ve Türk kuvvetlerinin eline geçecektir.

BOZGUNA UĞRADILAR

9 Eylül’de ilerleme şansı kalmayan Yunan ordusu savunmaya geçti. İşte o andan itibaren savunmadaki Türk ordusunun ani bir taarruz emri almasıyla Yunan kuvvetlerinin savunmayı berkitme şansının kaybolduğu gibi ricatleri de düzenden bozguna dönüştü. Süratle birçok malzemeyi bırakarak Eskişehir hattının batısına çekildiler. Bir anda Sivrihisar, Aziziye, Bolvadin ve Çal yeniden TBMM Hükümeti’nin eline geçti. Sakarya Muharebesi boyunca tek hattan oluşan demiryollarının da üstün başarı gösterdiğini belirtmek gerekir. Demiryollarından Albay Behiç (Erkin) Bey sorumluydu ve kendisi çok başarılıydı. Bunu Türk ordusuna gönüllü olarak katılan Alman yüzbaşı Hans Tröbst’ün “Mustafa Kemal’in Ordusunda Bir Alman Yüzbaşı” adlı hatıratında da görmek mümkündür.

TÜRK TARAFINA GEÇTİLER

Hiç şüphesiz ki Sakarya Muharebesi’nin (23 Ağustos 1921-13 Eylül 1921) zaferle bitmesi İtilaf Devletleri’ni süratle toparlanmaya götürecektir. Fransa ve yanı başında İtalya, Türk tarafına geçtiler. Bununla birlikte Fransa’nın, Sevr’in tadilatı konusunda bazı tereddütler gösterdiği açıktır. Hatta Paris’teki politikacılar bu konuda Fransa’nın İstanbul’daki komiseri ünlü mareşal Franchet d’Esperey’nin Türk taraftarı yorumlarına bile pek katılmamış görülüyorlar. Buna rağmen Britanya, Yunan kabinesinin isteklerini duymazlıktan geldi ve reddetti.

Londra Konferansı da bir tertipti. Ankara’daki milli hükümeti bir nevi yatıştırma ve istediklerini vermeme amacının güdüldüğü açıktı. Lakin burada İstanbul’dan gelen heyet ve Sadrazam Tevfik Paşa’nın Ankara heyeti lehine takındığı tavır fevkalade önemlidir. Sadrazam Paşa, TBMM’nin dışişleri bakanı mesabesindeki Bekir Sami Bey’i söz sahibi meslektaş ve biraderi olarak gösterdi. Hiç şüphesiz ki oyalama taktiği İtilaf Devletleri kadar TBMM Hükümeti ve Mustafa Kemal Paşa tarafından da aynı şekilde kullanılacaktır. Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Paşa’ya resmen Gazi unvanı ve Müşirlik rütbesini verdi.

ÖNÜMÜZDEKİ SENE 100. YILI

Sakarya Muharebesi’yle Türkiye Büyük Millet Hükümeti, tanınan ve ön planda tutulan, önerilerinden ve stratejik planlamalarından çekinilen orduya sahip bir kuvvet olarak görüldü. Bu, 30 Ağustos için kaçınılmaz, dinamik bir dönemi başlattı. Gelecek sene 100. yıl kutlamaları ve anmaları olacak, ancak bu iki zaferin nutuklarla ve resmigeçitlerle kutlanması fazla bir şey ifade etmeyecektir. Evvela savaşın kalıntılarının tespiti ve restorasyonu yapılmalıdır. Gerekli toplantıların sağlanması ve medyadaki programların hazırlığına girişilmesi için vakit kaybedilmemelidir.

SAVAŞIN İZLERİ İHMAL EDİLDİ

Sakarya Muharebesi’nin gelişiminin arazi üzerindeki tetkikini yapmak Sayın Selim Erdoğan’ın işidir. Coğrafya ve stratejiyi mükemmel bir şekilde işleyen ve geçtiğimiz yıl yayımlanan “Sakarya” kitabında, Yunan ordusunun harekâtı ve açıkları da değerlendirilmektedir. Bir noktayı burada önemle belirtmeliyim: Bugün Selim Erdoğan’ın tespit ettiği savunma mevzilerimiz ile şehit mezarlarımız taşocaklarının ve ihmalin elinde kalmıştır. Bunun, askeri mazisi parlak ve uygar bir memleket için utanç verici olduğunu söylemek zorundayız. Kaç zamandır bu konuya basında ve kamuoyunda işaret edilmesine rağmen kimsenin pek oralı olmadığı görülüyor. Acaba seneye 100. yıl anmaları yapılacağı zaman bu anmaların tertipleneceği Sakarya Şehitlikleri’ni yerinde bulabilecek miyiz

Bu haber eklendi 10116 kez okunmuştur.
Demokrat Tv-Tarafsız İlkeli Haber:
Yorumlar
Adınız :
Yorumunuz :
Güvenlik : Captcha
Değiştir  
Toplam 0 yorum.
Diğer GENEL haberleri
Advert
Dolar
DOLAR
7.5796 TL 7.5493 TL
Euro
EURO
8.8341 TL 8.7989 TL
Anket
Cumhurbaşkanı adayınız kim?
Recep Tayyip Erdoğan
Ekrem İmamoğlu
Mansur Yavaş
Muharrem İnce
Sinan Ogan
Kemal Kılıçdaroğlu

TARİH 27.09.2020 SAAT 09:47:42
Demokrat TV Tarafsız İlkeli Doğru Haber. Gücü Tarafsızlığında Demokrat TV